16 Kasım 2012 Cuma

Das Weisse Band / The White Ribbon

Das Weisse Band / The White Ribbon / Beyaz Bant

Yönetmen: Michael Haneke
Tür: Dram, Gizem
Yapım: 2009 - Almanya


Bu filmi tek bir cümle ile anlatmam gerekseydi, film de beni en çok etkileyen aşağıdaki replik ile anlatırdım..
"Beni öldürmesi için tanrıya bir şans verdim, ama o beni öldürmedi, demek ki hala beni seviyor, eğer öyle olmasaydı beni cezalandırırdı"

 

1910 lu yıllarda Almanya'nın kuzeyinde bir köyde, öğretmenin anlatımı ile Birinci Dünya Savaşın hemen öncesinde yaşanan tuhaf olayları izliyoruz film de. Aslında film de baş rölde çocuklar var, çocuklarla birlikte farklı sosyal sınıflardaki ailelerini de derinlemesine görüyoruz. Doktor ve çocukları, Baron ve çocukları, Papaz ve çocukları, Kahya ve çocukları..

Film Doktor'un geçirdiği bir kaza ile başlıyor. Bu kazadan sonra köyde tuhaf kazalar yaşanmaya devam ediyor...


Filme adını da veren Beyaz Bant masumiyet simgesi olarak kullanılıyor ama farklı bir şekilde. Yani masumiyetini kaybetmiş olduğu düşünülen çocuklar takıyor beyaz bant'ı, masumiyetlerini geri kazandıklarını ailelerine ispat edene kadar.



Başrolde cezalar var aslında film de. Cezaların kaynağı babalar. Evde ki hakimiyet tam olarak babalarda, çocuklarına her türlü cezayı vermeyi, şiddeti hatta ensetti bile yaşatan babalar, kadınlara karşı da fazlasıyla acımasız, duygusuz, "keşke ölsen" " senden iğreniyorum" cümlelerini kurabilecek kadar da duyarsız. Film de anlatıcımız Öğretmen ve sevgilisi haricinde tek bir sevgi kırıntısı göremedim. Alman disiplini mi dersiniz, ciddiyeti mi dersiniz, samimiyetsizliğimi dersiniz bilemeyeceğim ama filmin her karesinde ben duygusuzluğu, sevgisizliği, tutuculuğu hissettim. Kızının evlenmesi konusunda bile " sofradan bir tabak eksilecek", "bakacak boğaz gider" bakış açısındaki bir babadan ne bekleriz?


Siyah beyaz çekilen film tam anlamıyla; boğucu, iç karartıcı, insanı huzursuz eden ama derinden etkileyen bir şekilde ilerledi. (Siyah beyaz çekilmesi bence çok yerinde olmuş) Gerçekleri tokat gibi suratımıza vurmaktaki başarısını es geçemeyeceğim. Kötülüğün kaynağı sizin için nedir? Toplum? Aile? Bir çok olgunun aile de başlayıp, topluma yayıldığının güzel bir örneği bence bu film. Cezalandırılan çocuklar, kendi içlerinde de hataları cezalandırma yoluna giderlerse onları kim, ne için suçlayabilir? Masumiyet nedir? Küçücük suçlar için ciddi cezalar verilirken, ciddi sorunları hasır altı eden zihniyet ne yapmak ister? Ucunun aileye dokunacağı durumlarda sessizlik nedendir?


Filmi çok çarpıcı yapan etkenlerin başında ise, ufak detaylar yatıyor bence. Cezasını çekmek üzere dayak yemeye giden bir çocuğun, dayak yiyeceği sopayı getirmesinden daha iç karartıcı ve katlanılamaz bir durum yok ve o kapalı kapılar... Arkasında ne olduğunu görmemize bile gerek olmadan, sessizliği ile yüzümüze çarpan kapılar!!


Evet izlerken dağıldım, boğuldum, fenalıklar geçirdim ama üzerinde bir kaç gün düşündüm izledikten sonra, aklımda yer eden bir film oldu. İzlediğim için memnunum.

IMDB Puanı: 7.8

9 yorum:

  1. "Beni öldürmesi için Tanrı'ya bir şans verdim..."
    Bu cümle filmi en güzel özetleyebilecek cümle bence de...

    İzlerken etkilenmemek, şiddetin küçük beyinlere nasıl enjekte edildiği karşısında ürpermemek mümkün değil.

    Senin de belirttiğin bir sahne, çocuğun dayak yiyeceği sopayı kendi elleriyle getirmesi sahnesinde donup kaldım ve bir süre kendime gelemediğimi hatırlıyorum.

    Herkesin izlemesi gereken bir başyapıt!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Gerçekten çok iyi bir filmdi. Özellikle anne babaların da izlemesi gerekiyor bence.

      Sil
  2. Ben de izlediğimde aynı duygulara kapıldım.Ürkütücü!

    YanıtlaSil
  3. 1- Bu film bende yok. Belki de var bilmiyorum derin arama gerekebilir ama o kadar uğraşamam. Sanki seyrettim gibi hatırlıyorum. Çocuğun dayak yiyeceği sopayı kendi elleriyle getirmesi sahnesi tanıdık geliyor. Seyrettiysem hiç diilse seyrettiğimi hatırlarım. O yüzden istiyorum bunu.

    2- Burayla alakasız ama yeni seyrettiğin için aklıma geldi. Before Sunrise'ın giriş sahnesinde çalan müzik Bach. Film müziği takıntımı bilirsin. Müzik ve filmin eşsiz bir uyum içinde olduğuna inandığım ve çocukken izlediğim Şarlo'nun kısa filmleri yeni takıntım. Bitince set halinde alırsın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. 1. Seyretmedin, ben izlediğim sırada seninle konuşmuştuk. Filmden bahsetmiştim sana, hatta o sahneden özellikle bahsettim diye hatırlıyorum. Alman disiplini boğdu yine beni demiştim, sende Fransız izle sana diyorum demiştin :)Gelince alırsın filmi.

      2. Şarlo'yu set haline mi getiriyosun :) hihih tamam bekliyorum. Sevindim.

      Sil
  4. Ve beklenen film.. :) hımm ben olumsuz bir eleştiri bekliyordum ama öyle olmamış. demek ki etkilemeyi başarmış. Seda yazın biraz daha merak ettirdi filmi. haneke'ye rağmen :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öldürdü bu film beni dedikten sonra iyi bir şey yazmam şaşırtıcı olmuştur haklısın :)) Çok etkilendiğim için fenalık geldi aslında. Bu akşam da Dogtooth ile kendime işkence etmeye devam ediyorum :))

      Sil
    2. hahah :)) bazı filmler öyledir izlerken o denli keyif vermez ama bıraktığı etki farklı olabiliyor

      Sil