Alejandro González Iñárritu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alejandro González Iñárritu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2012 Salı

Babel

Babel - Babil

Yönetmen: Alejandro González Iñárritu
Dram
Yapım: 2006



Iñárritu'nun kesişmelerle dolu bir filmi daha. Bu sefer 4 farklı hayat, 4 farklı ülke, 4 farklı kültür..

Dünyanın farklı yerlerinde geziyoruz bu sefer, birbirine paralel olarak yaşanan olaylar, sıralama yine karışık ve aralarında çok ince zaman farkları var ama birbirlerine bağlılar.
Fas, Meksika, ABD, Japonya.

Fas'lı bir aile ve herşeyi değiştiren bir tüfek. Baba, iki oğlu Yusuf ve Ahmed. İki kardeş ama onlar bile o kadar farklılar ki.



Amerikalı, Fas'a tatile gelmiş aile Susan (Cate Blanchett) ve Richard (Brad Pitt). Çocukları Mike ve Debbie Meksikalı bakıcıları ile birlikte güvenli evlerinde. Onlar ise çok farklı bir coğrafya'da, bambaşka bir kültür de turist olarak farklılıklarını seyrediyorlar. Çarşaflı kadınlar, kaç tane eşi olduğunu soran adamlarla birlikte..


Meksikalı Amelia (Adriana Barraza) ve Santiago (Gael García Bernal). San Diego'da Richard ve Susan'ın çocuklarına bakıcılık yapan, oğlunun düğününe katılmak / çocuklara bakmak zorunda olmak!! Fas'ta ellerinde tüfek çobanlık yapan çocuklar ve San Diego'da kendileriyle kalması için oğlunun düğününe bile gitmemesi istenen bakıcıları tarafından uyutulan çocuklar!



Japonya, Chieko (Rinko Kikuchi) ve Babası. Chieko zaten iletişimsizliği en uçta yaşayanlardan biri film de. Sağır, dilsiz. Kendi yaşıtları içinde bile, normal! gençler arasında yer bulamıyor, hala bakire olduğu için kendisini kötü hissediyor. Annesinin ölümünden sonra kendisiyle ilgilenmediğini düşündüğü babasıyla sorunları var.



Kendi izole dünyamızdan çıktığımız anda ne kadar anlaşılabiliriz ya da biz ne kadar anlayabiliriz dünyanın geri kalanını? Bizi farklı kılan ne? Amerika'lıyı üstün, Fas'lıyı geri olarak nitelendiren ne?
Farklılıklarımız, farklılıklarımızın bize yaşattığı karmaşa, sadece insan olmamızın asla yetmemesi, bu farklılıkların bizleri birbirimize karşı anlaşılmaz kılması, iletişimsizliğimiz. Amerikalı, Faslı, Meksikalı, Japonyalı olarak sınıflandırılmalar. Herhangi bir Ülke'de yaşayan bir çocuğun hayal bile edemeyeceği şeylerin, diğer bir Ülke'de ki çocuğun hayatı olması.

Birbirimizi ne kadar anlarız, anlamak ister miyiz? Anlasak bile asla bir olamayız. Farkılıyız evet ama bu farklılılar neye ve kime göre? Kimdir Amerikanın burnunun dibinde ki Meksikalıyı 2. sınıf vatandaş yapan? Kimdir Fastaki Amerikalıyı kurtarmak için çırpınan ama Faslı bir çocuğun hayatına kıymet vermeyen?

Söylenecek çok şey var bu film ile ilgili. İzlenmesi bence kesinlikle gerekiyor, eğer bu tarzı seviyorsanız kesinlikle izlenmeli.

IMDB Puanı: 7.5

20 Nisan 2012 Cuma

Amores Perros

Amores Perros - Paramparça Aşklar ve Köpekler

Yönetmen : Alejandro González Iñárritu
Yapım: 2000
Dram, Gerilim

      "Porque tambien somos lo que hemos perdido. Çünkü bizler aslında kaybettiğimiz şeyleriz"

                                              

3 ana karakter, 3 hayat, 3 mutsuzluk, 3 acı, 3 çaresizlik, 3 aşk, 3 farklı tutku. Bir kaza ile kesişen hayatlar.
Abisinin karısına aşık, onunla olabilmek için köpeğine umut bağlamış, köpeği ile para kazanmaya çalışan Octavia (Gael García Bernal).



Onunla olmak için eşini ve çocuklarını terkeden bir adamla yeni bir hayat kurmaya çalışan başarılı, güzel manken Valeria (Goya Toledo) . Kaybettiği şeyler, hayatının alt üst oluşu ve bu kaybedişte yanında olan köpeği, köpeğine bağladığı umut.


İdealleri uğruna ailesini terkeden Devrimci El Chiavo (Emilio Echevarria). Köpeklerle birlikte sürdüğü yaşamı, onlara olan bağlılığı ve bir zamanların koministinin şimdinin kapitalistlerinin kiralık katili olması. Hayatına devam etmek için öldürmesi.


Hayatla bu kadar iç içe, bu kadar gerçek filmleri daha çok seviyorum. İçinde barındırdığı ironiyi, gerçekliği yüzümüze çarpmasını, filmi bittikten sonra günlerce aklımızda kalmasını, düşündürmesini.

Hayatımız boyunca doğru ve yanlış yaptığımız bir çok şeyin, başkalarının hayatlarını nasıl etkileyebileceği, aynı şekilde başkalarının hayatlarındaki hataların bizleri nasıl etkileyip hayatımızı kökten değiştirebileceğini çok güzel anlatmış.

Mutsuzluk barındırır bu film, kıyısından köşesinden umut beslerken sizi içine çeker ve gerçekleri önünüze serer. Mükemmel, karışık, parçaları kafanızda birleştirmeye çalışırken sonunu ve 3 olayı çok güzel bir şekilde birbirine bağlayan ama sırasız değişik bir kurgusu olan bir film. Hayatta kalmak için öldüren köpekler, hayatta kalmak için öldüren bir adam, karısını terketmiş bir adam, kızını terketmiş bir adam, kardeşinin karısın da gözü olan bir adam, evli bir adamla birlikte olan bir kadın, terkedilmiş bir kadın, terketmek üzere olan bir kadın. Bu 3 hikaye de bunların hepsi var, aşkın hangi halidir bu? Aşk ne kadar gerçektir? Paranın hayatımızda ki yeri ne kadardır? Para karşısında diz çökmeyecek kim vardır?

Film de sahipleri ve köpekler arasındaki ilişkide çok önemli ve paralellik var.

Ve en sonra habil ve kabil.. Kardeşlik nedir?

Film ile ilgili yazmak istediğim çok şey olmasına rağmen detay vermemek için daha fazla yazmayacağım. Kesinlikle dikkatle izlenmesi gereken bir film benim için.

IMDB Puanı: 8.2

Biutiful

Biutiful

Yönetmen: Alejandro González Iñárritu
Yapım: 2010
Dram


Hikaye Barcelona’da geçiyor, Edmund Bertrem (Javier Bardem) yaptığı yasadışı işlerle para kazanmaya çalışarak çocuklarına bakmaya çalışan, bazen polisler başı derde giren, sorunlu ama fedakar bir baba. Ayrıldığı eşi alkolik, sorumsuz, anne olabilecek vasıflara sahip değil.



Film'de para kazanmak için Afrika ve Çin'den bir umut Avrupa'ya gelen insanların çaresizliğini de izliyoruz. Edmund'un yaptığı yasa işlerin başında o insanlara çalışacak, kalacak yer bulmak var. Para kazanmak için sınır tanımıyor çünkü mecbur, ayakta kalmalı, çocuklarını ayakta tutmalı çünkü güvenecek hiç kimsesi yok. Bir yandan da çok ilgili ve fedakar bir baba.


Bu film de güzel olan hiç birşey yok! Fakirlik, çaresizlik, acı, sorunlar, ölüm iç içe. Acımasız bir hayat'ı izliyoruz ve film karanlığı ile bizi de içine çekiyor. Babanın çaresizliği en acısı ve en dokunaklısı. O çaresizliği hissediyorsunuz izlerken. Bir yanda para sıkıntısı, bir yanda çocukları için endişesi, bir yanda hastalık.




Filmin ismi bile Beautiful olması gerekirken Biutiful!

Bence kesinlikle izlenmesi gereken bir film. İçinizi sıkıcak, sizi boğucak ama izlenmeli. Başladığı gibi kendi çirkinliğinde bitiyor film. Hayat gibi. Bir şey iyi başlamazsa asla iyi bitmez der gibi!

Javier Bardem'in oyunculuğuna hayran kaldım.

IMDB Puanı: 7.4