Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fantastik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Ekim 2012 Cuma

Eva

Yönetmen: Kike Maíllo
Dram, Fantastik, Bilim Kurgu
2011 - İspanya

 

Alex (Daniel Brühl) 10 yıl önce herşeyi bırakıp gittiği okuluna tekrar geri döner ve yarım bıraktığı çocuk robot işini bitirmek üzere çalışmaya başlar. Çocuk robot için duygusal zeka arayışında iken Eva (Claudia Vega) ile karşılaşır. Sonrasında Eva'nın eski aşkı (unutmadığı aşkı demek daha doğru olur) Lana (Marta Etura) ve kardeşi David'in (Alberto Ammann) kızları olduğunu öğrenir. Alex işini ve Lanayı bıraktıktan sonra, Lana Alex'in kardeşi ile evlenmiştir.



Alex ve Eva arasında özel bir bağ oluşur ve çok iyi anlaşırlar. Alex çocuk robot için aradığı "özel çocuk" profili için Eva'nın çok uygun olduğunu düşünmektedir. Eva farklı bir çocuk.



Film boyunca Alex'in neden gittiğini pek anlayamadığımızı söylemeliyim. Eva film olarak bilim kurgu öğelerini tabi ki taşırken, içerdiği duygusallık ve dram yüzünden bildiğimiz bilim kurgu filmlerinden daha farklı bir yerde bence.

Filmin geçtiği yıl 2041. Uçan arabalardan ziyade dünya'yı bildiğimiz gibi bulduğuma sevindim :) Görseller beni etkiledi. Özellikle duygusal zekanın yaratılış kısmı. Filmi biraz yavaş ilerliyor bulabilirsiniz, bir yerden sonra ne olacak duygusu da sarıyor.

Ve filmin kilit cümlesi ; "Gözlerini kapattığında ne görüyorsun?"

Birşeyleri yaratma tutkumuz ortada..Robotların bizim için anlamı ne? İnsanoğlunun kontrol edebilme tutkusunun bir ürünü mü? Peki onlara yüklediğimiz anlamlar?

Ben filmi sevmedim diyemeyeceğim ama arada kaldığımı da belirtmem gerekiyor. Standart bir bilim kurgu olmaması bence iyiye işaret.. Farklı şeyler izlemek keyifli.

IMDB Puanı: 6.5

26 Temmuz 2012 Perşembe

Big Fish

Big Fish

Yönetmen: Tim Burton
Yapım: 2003
Dram, Fantastik, Macera


Tim Burton'un dünyasına hoşgeldiniz...

Bu filmi ya çok seversiniz, kendinizden birşeyler bulursunuz ya da sevmezsiniz bence. Ben sevenlerdenim.. Masalları sever misiniz? O zaman bu filmi de seversiniz..

Will (Billy Crudup) babası Ed (Gençliği - Ewan McGregor, Yaşlılığı - Albert Finney) ölmek üzere olduğu için evine geri döner. Babasının ona doğruyu söylemediğine inanır ve ona kırgındır.. Babasının gençliğinde yaşadığı hikayeleri toplayıp, onun masalsı dünyasını anlamaya ve babasını daha yakından tanımaya çalışır. Onun masalsı dünyasına dalar..


"Bazı balıklar yakalanamaz. Büyük veya hızlı olduklarından değil farklı bir yönleri olduğundan.
Canavar da böyle bir balıktı. Ben doğduğumda efsane olmuştu bile. Alabama'da 100 dolarlık yemlerin yüzüne bakmayan tek balıktı. Kkimine göre, 60 yıl önce nehirde boğulan bir hırsızın ruhuydu kimi ise " kretase" döneminden kalma bir dinozor olduğunu söylüyordu. Bu söylentilere ve hurafelere inanmadım.
Ama daha senin yaşındayken o balığın peşine düşmüştüm ve doğduğun gün sonunda balığı yakaladım. Her şeyi denemiştim. solucan, yem, fıstık ezmesi, fıstık ezmesi ve peynir ama o gün aklıma bir fikir geldi eğer o balık henry walls'ın ruhuysa, geleneksel yem işe yaramazdı. Çok sevdiği bir şeyi yem yerine kullanmalıydım. Altın. Yüzüğümü bir köprüyü birkaç dakika kaldırabilecek kadar sağlam bir misinaya bağladım ve nehire attım. Yüzük daha suya değmeden canavar sıçradı ve kaptı ve yine aynı hızla misinayı kopardı. Nikah yüzüğüm, hamile karıma sadakatimin sembolü yakalanamayan bir balığın midesindeydi. Nehirde o balığı aradım. Bu balığa, canavar'a başından beri erkek diyorduk ama aslında dişiydi. Karnı yumurta doluydu. İkilem içindeydim. Onu yakalayıp yüzüğümü alabilirdim ama ashton ırmağı'nın en zeki yayın balığını da öldürmüş olacaktım. Oğlumu bu balığı yakalama fırsatından yoksun bırakabilir miydim? Bu balık ve ben... Aynı kaderi paylaşıyorduk. "aynı denklemin parçalarıydık." Nasıl oldu da hiçbir şey ilgisini çekmezken altını kaptı, diye sormak aklınıza gelebilir.O gün öğrendiğim ders buydu... Oğlumun doğduğu gün.
Bazen, yakalanamayacak bir kadını yakalamanın tek yolu ona nikah yüzüğü vermektir."

Büyük bir balık kimsenin yakalayamadığı, gerçek mi yoksa masal mı? Yoksa sadece bazı şeyleri farketmek için bir hikaye mi? Hikayeler onlara inandığınız sürece varlar..
Düşüncelerimiz yaşamamızı nasıl etkiler.. Bazı kötü şeyler ise sadece biz öyle olduklarını düşündüğümüz için mi varlar?



Hayal kurmanın nesi kötü? Hepimiz masallara inanmak isteriz ve hayal kurmak güzeldir..



Kocaman bir dünya düşünün, renkleri ,kurgusu, karakterleri harika. Oyunculuklar zaten mükemmel..

Bu filmi izledikten sonra, o masaldan çıktıktan sonra kendi gerçekliğinizi dönmek sizi üzebilir.

Filmdeki aşk öyküsü ise çok etkileyici. Böyle bir aşk var mı? Aşağıda ki sahne en etkilendiklerimden..

"they say when you meet the love of your life, time stops. and that's true. what they don't tell you, is that once time starts again, it moves extra fast to catch up."



Not: Babası ile sorunları olanlar ya da onu özleyenler için biraz üzücü bir film olabilir.

Hayatlarımız bazen çok sıkıcı, bazen çekilmez, bazen dayanılmayacak kadar kötü.. Bazen de güzel, çekilir, herşey yolunda... Herkesin yaşadıkları farklı, acıları, sevinçleri.. Aynı olsaydı yaşadıklarımız ya da hepsi çok güzel olsaydı daha sıkıcı olurdu hayat.. Anlatacak birşeylerimiz, hikayelerimiz olması için hepsinin bir arada olması gerekir değil mi? Hayat bu şekilde daha anlamlı sanki.. Farklı acılar, farklı sevinçler, farklı hikayeler.. Buna ihtiyacımız var..

Filmi fazla anlatmak istemiyorum, anlatılacak değil izlenecek, içine girip o masalsı dünyada kaybolunacak bir film çünkü..

IMDB Puanı: 8.0

6 Nisan 2012 Cuma

Midnight in Paris

Midnight in Paris - Pariste Gece Yarısı


Yönetmen : Woody Allen
Yapım : 2011
Komedi, Fantastik, Romantik






Woody Allen seviyorsanız bu filmi kaçırmamanız gerek. Zaten bence Woody Allen'ı sevin :)


Konusu kısaca şöyle; Gil (Owen Wilson) ve Inez (Rachel McAdams) nişanlı bir çift, Inez'in ailesinin işi için Paris'e tatile geliyorlar ve olaylar burada başlıyor.


İzlemeyenler için filmle ilgili çok bilgi vermek istemiyorum ama bunu nasıl başaracağımı da bilmiyorum, çünkü film ile ilgili anlatacak çok şey var.


Film bir anda öyle başka bir boyuta geçti ki, beni hem şaşırttı hem mutlu etti, mest etti desem yeridir.








Gil ve Inez bence filmin hemen başında da farkedeceğiniz üzere kesinlikle birbirine uygun insanlar değil. Inez'in arkadaşı olan Paul (Michael Sheen) ile karşılaştıklarında tüm Paris'i Paul ve kız arkadaşı ile gezerler. Inez'in Paul hayranlığını ve Paul'un o sanattan çok anladığını zanneden kasıntı tavırları ile boğuluyoruz bir süre.


Gil de bizim gibi sıkılmış olacak ki kendini sokaklara vuruyor, Paris'te yaşama hayalleri ile dolaşıyor. 1920'ler de Paris'te yaşamak üzerine düşünceler içerisindeyken önünde duran bir arabaya binip kendini bir anda 1920 lerin Paris'in de buluyor.






İşte filmin benim için en güzel kısımları da böylece başlamış oluyor. Dönemin sanatçıları ile tek tek tanışıyor. Kimler yok ki; Fitzgerald, Hemingway, Dali, Fennel, Picasso..




Hatta Gil kitabını okuması için Hemingway'e veriyor. Hemingway'in cevabı işte Woody Allen dedirtti bana, işte zeka işte espiri anlayışı :)
"Kitabın kötü ise ondan nefret edeceğim, iyi ise bir yazar olduğum için kıskanıp yine nefret edeceğim, dolayısıyla ondan baştan nefret ediyorum"


ve Adriana (Marion Cotillard). Marian Cotillard'ı severdim zaten daha çok sevdim. Gil ile yakınlaşıyorlar, Adriana o sırada Picasso'nun metresi. 



Adriana ve Gil 1920'lerin tadını çıkartırken önlerinde duran bir araba onları 1800 lü yıllara götürüyor. Adriana orada kalmak isterken, 1800 ler de yaşayanlar da daha öncenin özlemindeler.


Biz daha eskiyi istiyoruz, daha eskidekiler daha da eskiyi.. Kimse bulunduğu zamanın tadını çıkartmak istemiyor sanırım :)


Kesinlikle izleyin derim. Paris için, 1920'ler için, o müthiş sanatçılar için. Bu film sizi belki de özlediğiniz zamanlara götürür :)


IMDB Puanı: 7.8