Psikolojik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Psikolojik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mayıs 2012 Cuma

Bir Zamanlar Anadolu'da

Bir Zamanlar Anadolu'da

Yönetmen: Nuri Bilge Ceylan
Yapım: 2011
Dram, Psikolojik


"Kasabalarda hayat, bozkırın ortasında sürdürülen yolculuklara benzer. Her tepenin ardında "yeni ve farklı bir şey" çıkacakmış duygusu, ama her zaman birbirine benzeyen, incelen, kıvrılan, kaybolan veya uzayan tekdüze yollar..." (Alıntıdır)


Film anadolunun ıssız yollarında,karanlıkta başlıyor ve karakterlerle birlikte biz de peşine düşüyoruz kurbanın. Bir cinayet vakası, Bir komiser (Yılmaz Erdoğan) , Bir savcı (Taner Birsel) , Bir doktor ( Muhammet Uzuner).  Cinayet vakası ile birlikte karakterlerin de hayatlarını, korkularını, hayata dair endişelerini, sınırlarını, sırlarını görüyoruz ama gözümüze sokmuyor hiçbirşeyi, sen buluyorsun filmin içinde ve tabiki yavaş bir film. Yavaş yavaş olduğu gibi anlatıyor.


Bu arada savcının karısı ile ilgili olan acı hikayesi, gerçeklerden kaçmak için kendini bir yalana inandırması, iç hesaplaşması ama doktorun gerçekliğinin bunu yıkması, acı tesadüfler, Anadolu insanının bazen saflığı, bazen cinliği, alt üst ilişkileri, bürokrasinin çoğu zaman saçmalığı, ölü birisinin başında bile olsa hayatın nasıl aktığı..



Komiserin ( Yılmaz Erdoğan- oyunculuğunu çok beğendim) kurbanı bulduklarında domuz bağı ile bağlanmasına verdiği insani tepki, "ölüye de mi saygınız yok, hadi öldürdünüz niye bağlarsınız" diye feryadı, orda ki kavgası ama sonra ( ki bence filmin en can alıcı sahnelerinden biridir ) ambulans olmadığı ve araç bekleyemeyecekleri için kurbanı yine aynı şekilde bağlayıp arabanın bagajında hastaneye götürmeleri.. (Zaten ilk başta da katil bagaja sığmadığından o şekilde bağlamış, bu kadar basit işte!! )


Katil'i oynayan Fırat Tanış; bir insan nasıl sadece susarak bu kadar iyi rol yapabilir. adamı severdim daha da bir hayran oldum. Adam sustu ve baktı sadece bütün film boyunca. Katil diyemedim ben adama, çaresiz dedim, acıdım ama katil diyemedim.


Doktor'un bulunduğu coğrafya'ya yabancılığı, sessizliği, kimsesizliği belki, otopsi sırasında ki tavırları, biz de bıraktığı bir şeyler saklıyor, bu adamın bir derdi var hissi. Otopsi sahnesinin gerçekliği bile sinir bozucu ve o sırada orada bulunan insanların sakinliği ve olayın onlar için doğallığı daha da sinir bozucu belki de bizim için.

Filmin bir sonu yok. Aslında filmin bir başı da yok. Filmin başını sonunu çok istiyorsan bence kafanda yazarsın ancak. Yönetmen bir günü, bir olayı ve o olayın içinde ki savcı,doktor,komiseri anlatmış. Aslında anlatmamış bile, karakterler kendilerini anlatıyorlar zaten. Gündelik, sıradan herşey. Ölüm söz konusu olduğunda bile.. Hayat işte..

Bir son mu bekleyeceksiniz bu filmden? O zaman zahmet edip izlemeyin. Bu film size bir sonuç vadetmiyor ki. Cinayet neden olmuş? Sebebi ne? gibi soruların cevaplarını vermeyi bile düşünmüyor size film, çünkü derdi bu değil. Sadece ayrıntıları takip edin..

Nuri Bilge Ceylan'ın da bununla ilgili bir açıklaması var zaten;
(İnternet'te okudum, doğru olduğunu düşünüyorum)
"Filmin öfkelendirici olabileceğini biliyorum. Hollywood'un problemi seyircinin cevapları bir hap gibi almayı beklemesi. Sadece kimin ne yaptığını değil, nasıl ve neden yaptığını da bilmek istiyorlar. Gerçek hayat böyle değil. En yakın arkadaşımızın bile ne düşündüğünü bilemeyiz. Filmlerde gerçek hayattan fazla her şeyin açık olmasını istiyoruz ama bu sinemanın yalan olduğu anlamına gelir. Ben bu şekilde sinema yapamam."

Ben beğendim, tekrar tekrar izledikçe daha çok anlamlar çıkar bu filmden.

IMDB Puanı: 7.9

11 Nisan 2012 Çarşamba

Melancholia

Melancholia

Yönetmen: Lars von Trier
Dram, Psikolojik, Bilim kurgu(?)



2 kız kardeş, birbirlerinden oldukça farklılar. Sorunlu kardeş Justine (Kirsten Dunst) ve Sakin, düzgün Claire (Charlotte Gainsbourg) ve dünyaya yaklaşan bir gezegen, dünyanın sonu geliyor. Karakterlerin tepkilerini izliyoruz bu son ile birlikte.



Filmin ilk bölümü Justine'in düğünü ile başlıyor. İlk bölümün sizi boğması muhtemel zaten ilk bölüm Justine'i anlatıyor ve sorunlu Justine'i gayet iyi anlatmış bence. Kendi düğünün de aşağıda misafirler beklerken gelinliği çıkarıp küvete yatan, uyuya kalan, gidip çimlere işeyen, bir gülen, bir ağlayan, kocasının zaten bence asla anlamadığı bir kadın Justine. Salak bir patron, patronun peşinde dolaşan yine salak, çıkarcı bir adam, kızıyla zahmet edip bir konuşmayı bile yapmayan bir baba, "çok masraf ettik bu düğüne, mutlu olsan iyi olur" diyen ablasının kocası. Bu film de tüm erkekler erkekliğin yüz karası diyelim. Justine zaten anlaşılması zor bir karakter, anlayan ya da anlamaya çalışan zaten yok. Onun dünyanın sonunun gelmesiyle de bir sorunu yok, o zaten hayat'la sorunu olan bir kadın. Düğünün de işinden istifa ediyor, düğün sabahı eşini terkediyor. Bence Justine'i en güzel özetleyen cümle de eşi giderken söylediği idi "Ne bekliyordun ki?"



2 bölüm Claire'i izliyoruz. 2. bölüm ilk bölüme göre daha hareketli ve olayın artık içindeyiz. Gezegen gittikçe yaklaşıyor. Claire'nin eşi John (Kiefer Sutherland) hesaplamalar yapıyor, sorun olmayacağından, görsel bir şölen yaşanacağından, gezegenin asla çarpmayacağından çok emin. Claire ise endişeli, gergin, sakin kadın gidip yerine ne yapacağını bilmeyen, kaçmak için saçmalayan, ordan oraya koşturan bir kadın geliyor.



Son'un nasıl olacağına takmış durumda. İyi olmak zorunda gibi hissediyor, bu sırada Justine ile yaptıkları konuşma bence iki kardeşi özetleyen bir konuşma olmuş. Justine'nin tepkisi çok iyiydi "Tuvalette olsan ne olur?" gibi bir yaklaşımı var. Ee bence mantıklı, bitiyor işte nerede olduğunun ya da ne yaptığının pek önemi yok!
Söylediğim gibi Justine'nin sorunu hayatla ama Claire'nin sorunu bitmesiyle. Justine sakince bir kabullenişte, Claire delirmek üzere.
Bu arada sorun olmayacağından emin John, işte insanoğlu böyle dedirten bir hareketle, çocuğunu eşini bile düşünmeden kendini öldürüyor.

Ve filmin final sahnesi. Justine'nin yiğeni için yaptığı sihirli mağara!



Bence bu tarz filmleri seyretmeyi sevenler için kaçırılmaması gereken bir film. Müzikler bir şölen zaten. 2 kadını, kardeş olsalar bile çok farklı 2 kadının felaketler karşısında ki tepkilerini, çaresizliği, yalnızlığı çok güzel aktarmış. Ben oyunculuklara da söylecek söz bulamadım. Bence harikaydı.

IMBD Puanı: 7.3