Vanessa Paradis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vanessa Paradis etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ağustos 2012 Çarşamba

La fille sur le pont - Girl On The Bridge

La fille sur le pont - Girl On The Bridge - Köprüdeki Kız

Yönetmen: Patrice Leconte
1999 - Fransa
Komedi, Dram, Romantik



Film Adèle'nin (Vanessa Paradis) kendisini anlattığı sahne ile başlıyor. Yüzünü görmediğimiz bir kadınla söyleşi yapıyor ve hayatını anlatıyor. Daha 22 yaşında. Daha bu sahnede umutsuzluğunu, hatalarını, sevilmek arzusu ile elini her uzatan ile her yola gittiğini, hatalarından ders almadığını görüyoruz. Söyleşi bence oldukça dürüst ve Adele'yi tanımamız ve anlamamız için oldukça yeterli.




"Geleceğimi büyük bir tren istasyonundaki banklı ve damalı bir bekleme salonu gibi görüyorum. Dışarıdaki kalabalık beni görmeden koşturuyor. Hepsi bir acele içinde, trene veya taksilere biniyorlar. Gidecek bir yerleri,görecek birileri var. Ve ben orada oturuyorum, bekliyorum. -Neyi bekliyorsun Adele? Bir şeyler olmasını"


Sonra sahne bir köprüye geçiyor, Adele köprü de ve atlamak üzere. Yanına yaklaşan bir erkek onunla konuşmaya başlıyor. Gabor (Daniel Auteuil) Adele'yi atlamaktan vazgeçirmeye çalışıyor ve bunu yaparken oldukça dürüst..
 
"- Onu siz mi kurtardınız?
- Çok karanlıktı kimin kimi kurtardığını söylemek zor"


Gabor hayatını sirklerde, gösterilerde hedef tahtasına bağladığı kadınlara bıçak atarak geçiriyor ve bu kadınlar genelde köprülerden, sahillerden bulduğu ve onunla çalışmaya ikna ettiği umutsuz kadınlar.. Zaten ölmek istemiyor muydun? Birşey kaybetmeyeceksin..



Adele ve Gabor birlikte bir yolculuğa çıkıyorlar. Adele için şaşırtıcı, Gabor için ise umut dolu demek yeridir. Gabor'un Adele'nin çok farklı olduğuna inancı tam.

Şanssızlığına inanmış genç bir kadın ve onun çok şanslı olduğuna inanan ve inandırmaya çalışan bir adam. Adele hala hayatının erkeğini, doğru insanı aramaktan vazgeçmemiş. Gabor ise hiç kimseye hayır dememiş bu genç kadının yanında kalmasından başka birşey istemeyen bir erkek.

Bu iki insan birlikte iken talih yanlarında ama ayrı ayrı dağılıyorlar. Hayata karşı mücade etmek için bazen yanınızda birileri gerekir, size inanan birileri.

Filmin repliklerinin hepsini not etmek istedim, her biri benim için ayrı anlamlar taşıdı.

"Sana bir hikaye anlatacağım. Uzun zaman önce caddenin çift tarafında oturdum, 22 numarada. Karşıdaki evleri seyrettim. Daha mutlu insanları düşündüm. Odaları daha güneşliydi, partileri daha eğlenceli. Ama aslında odaları daha karanlık ve küçüktü ve onlar da karşıdaki evleri seyrettiler. Çünkü; biz şansı hep sahip olmadığımız şeyler olarak düşünürüz. "

Filmin tamamı siyah beyaz çekilmiş ve bu bana bu film için daha da anlamlı geldi. Ayrıca filmin başındaki müzik ve filmin sonunun geçtiği yerler sizi şaşırtıcak. Eski İstanbul görmek isterseniz, bu filme buyrun derim..

Ben bu filmi çok sevdim, izlerken bolca güldüm, duygulandım.

Vanessa, söylemeden geçemeyeceğim; sen benim nefret ettiğim ayrık dişlerime az da olsa sempati duymama tek sebepsin..


IMDB Puanı: 7.5

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Cafe De Flore

Cafe De Flore - Ruh Eşim

Yönetmen: Jean-Marc Vallee
Yapım: 2011
Dram, Romantik

1960 lı yıllar Paris. Yalnız bir anne Jacqueline (Vanessa Paradis) ve Down Sendromlu oğlu Laurent (Marin Gerrier) ile verdiği yaşam mücadelesini, oğlunu yaşatmak, eğitmek için verdiği çabayı izliyoruz. Oğluna tutku ile bağlı. Her anne gibi oğlunu çok seviyor fakat bu sevgi ve tutku onu hiç kimseyle paylaşamamaya kadar varıyor. Çok fedakar, hayatında sadece oğlu var, hayatının anlamı, yaşama sebebi oğlu fakat bu sonunda hastalıklı bir hal alıyor.



2011 Montreal, 40'lı yaşlarda DJ olan Antoine (Kevin Parent) , 2 kızı, bir zamanlar ruh eşi olduğunu düşündüğü fakat ayrıldığı eşi Carol (Hélène Florent) ve yeni aşkı Rose (Evelyne Brochu)  arasında hayatına devam ediyor. Antonie ve Carol çok küçük yaşlardan beri birlikte, bütün hayatları birlikte geçmiş. Carol Antonio'nun ruh eşi olduğundan çok emin ve ayrılmaları derin izler bırakıyor, toparlanamıyor. (Aşağıda ki fotoğrafta ki sahneye dikkat edin, filmin sonunda karşınıza çıkacak, Carol ve Antonio daha çok gençler ve arkalarında ki duvarda ki fotoğrafın bir anlamı var!)



Film 2 ayrı hikaye etrafında devam ediyor. Hikayeler arasın da bağlantı kurmaya çalışıyorsunuz ama filmin sonuna kadar hiç bir ip ucu yok. Hikayeler paralel gidiyor aslında. İki hikayede de sevenlerin arasına giren bir sarışın kadın var.

Jacqueline ve Laurent arasında ki küçük Down Sendromlu Rose. Rose ve Laurent birbirlerini okulda ilk gördükleri anda kocaman bir sarılmayla, yaşlarından beklenmeyecek bir şekilde birbirilerine bağlanıyorlar. Jacqueline oğlunun kendinden başka birisini bu kadar çok sevmesini, Rose'dan ayrılmak istememesini kabul edemiyor.


Diğer tarafta günümüze geldiğimiz de ise Antoine ve Carol arasında ki Rose var. Carol ruh eşinin başka birisine aşık olmasını kabullenemiyor, bütün hayatı boyunca inandığı ve bağlandığı aşk'ın aslında gerçek olmaması düşüncesi hayatına devam etmesine engel oluyor. Bu sırada gördüğü ve anlam veremediği rüyaları, uyurgezerliği, gördüğü hayaller ile baş etmeye çalışıyor bir yandan da. Rüyalarına anlam verme çabasında, eğer gördüğü şeylerin bir anlamını bulamazsa çıldıracak gibi, Antoine ile ilişkisine bir anlam vermek zorunda, ayrılığı bile geçerli kılıp hayatına devam etmesine yardım edecek bir anlam.


Jacqueline ve Carol'un durumla baş etme yolları çok farklı. Film ile ilgili çok fazla bilgi verip sonunun süprizini de kaçırmak istemiyorum. Ama çok zekice ve ilginç bir şekilde bağlanıyor iki hikaye birbirine ve filmin sonunda film boyunca gördüğünüz bütün detaylar anlamlanmaya başlıyor. Zaten biliyoruz izlerken bir şekilde bağlanmalı hikayeler ama sonuna kadar sürprizi kaçmadan merakla bekliyoruz.

Film ile ilgili söylenecek en önemli şey ise, bu film bence müzikleri için bile izlenir. Zaten isminden de anlayacağınız üzere Cafe De Flore şarkısının film de yeri büyük. Her iki hikayede de bu şarkının kendine göre anlamı var.

Ben filmi çok güzel, ilginç ve sürükleyici buldum. Hatta film ile ilgili daha uzun uzun yazmak istiyorum, farkettiğim tüm detayları, sevdiğim replikleri anlatmak istiyorum ama filmin keyfini çıkararak izlemeniz için susmalıyım : )

Antoine'nin havaalanın da ailesinden ayrılırken gözünden akan yaşı eliyle silmesi ve o gözyaşının parmağından akma detayı harikaydı!! Bu film de bolca böyle üzerinde düşünülmüş, harika sahneler var.

Eğer reenkarnasyon konusunu ilginç buluyorsanız ya da inanıyorsanız bence izlemelisiniz. Film bence farklı biçimlerdeki sevgileri, ilişkileri, aşkı, mutluluğu, çaresizliği çok güzel aktarmış izleyiciye. Ve çok güzel bağlamış, eksik kalan hiç birşey yok filmin sonunda, herşey yerini buluyor.

IMDB Puanı : 7.2