Yönetmen: Michael Haneke
Tür: Dram, Gizem
Yapım: 2009 - Almanya
Bu filmi tek bir cümle ile anlatmam gerekseydi, film de beni en çok etkileyen aşağıdaki replik ile anlatırdım..
"Beni öldürmesi için tanrıya bir şans verdim, ama o beni öldürmedi, demek ki hala beni seviyor, eğer öyle olmasaydı beni cezalandırırdı"
1910 lu yıllarda Almanya'nın kuzeyinde bir köyde, öğretmenin anlatımı ile Birinci Dünya Savaşın hemen öncesinde yaşanan tuhaf olayları izliyoruz film de. Aslında film de baş rölde çocuklar var, çocuklarla birlikte farklı sosyal sınıflardaki ailelerini de derinlemesine görüyoruz. Doktor ve çocukları, Baron ve çocukları, Papaz ve çocukları, Kahya ve çocukları..
Film Doktor'un geçirdiği bir kaza ile başlıyor. Bu kazadan sonra köyde tuhaf kazalar yaşanmaya devam ediyor...
Filme adını da veren Beyaz Bant masumiyet simgesi olarak kullanılıyor ama farklı bir şekilde. Yani masumiyetini kaybetmiş olduğu düşünülen çocuklar takıyor beyaz bant'ı, masumiyetlerini geri kazandıklarını ailelerine ispat edene kadar.
Başrolde cezalar var aslında film de. Cezaların kaynağı babalar. Evde ki hakimiyet tam olarak babalarda, çocuklarına her türlü cezayı vermeyi, şiddeti hatta ensetti bile yaşatan babalar, kadınlara karşı da fazlasıyla acımasız, duygusuz, "keşke ölsen" " senden iğreniyorum" cümlelerini kurabilecek kadar da duyarsız. Film de anlatıcımız Öğretmen ve sevgilisi haricinde tek bir sevgi kırıntısı göremedim. Alman disiplini mi dersiniz, ciddiyeti mi dersiniz, samimiyetsizliğimi dersiniz bilemeyeceğim ama filmin her karesinde ben duygusuzluğu, sevgisizliği, tutuculuğu hissettim. Kızının evlenmesi konusunda bile " sofradan bir tabak eksilecek", "bakacak boğaz gider" bakış açısındaki bir babadan ne bekleriz?
Siyah beyaz çekilen film tam anlamıyla; boğucu, iç karartıcı, insanı huzursuz eden ama derinden etkileyen bir şekilde ilerledi. (Siyah beyaz çekilmesi bence çok yerinde olmuş) Gerçekleri tokat gibi suratımıza vurmaktaki başarısını es geçemeyeceğim. Kötülüğün kaynağı sizin için nedir? Toplum? Aile? Bir çok olgunun aile de başlayıp, topluma yayıldığının güzel bir örneği bence bu film. Cezalandırılan çocuklar, kendi içlerinde de hataları cezalandırma yoluna giderlerse onları kim, ne için suçlayabilir? Masumiyet nedir? Küçücük suçlar için ciddi cezalar verilirken, ciddi sorunları hasır altı eden zihniyet ne yapmak ister? Ucunun aileye dokunacağı durumlarda sessizlik nedendir?
Filmi çok çarpıcı yapan etkenlerin başında ise, ufak detaylar yatıyor bence. Cezasını çekmek üzere dayak yemeye giden bir çocuğun, dayak yiyeceği sopayı getirmesinden daha iç karartıcı ve katlanılamaz bir durum yok ve o kapalı kapılar... Arkasında ne olduğunu görmemize bile gerek olmadan, sessizliği ile yüzümüze çarpan kapılar!!
Evet izlerken dağıldım, boğuldum, fenalıklar geçirdim ama üzerinde bir kaç gün düşündüm izledikten sonra, aklımda yer eden bir film oldu. İzlediğim için memnunum.
IMDB Puanı: 7.8






